16 Ağustos 2011 Salı

kafan rahat olcak hocu. çok okumuycan, sonra delirirsin.


önümde duran istatistik verileri sadece ödevdi.
hakkında bu kadar çok düşünüp kafa yormam yersiz bir uğraştı aslında.
star trek’teki kaptanın önünde duran karışık düğmelere bakışı gibi önümde duran kağıda baktım.
veriler korkunçtu.
yüksek yaşam standartına sahip bazı ülkelerde yapılmış araştırmalara göre 15-34 yaş arası kişilerin yüzde 40’ı, 35-54 yaş arası kişilerinse yüzde 33’ü hayatlarında en az bir kere depresyona girmişti.
bu ülkelerde psikiyatri merkezlerine akın akın hasta gidiyordu,
psikoloğu olmayan normal karşılanmıyordu.
öyle bir durum ki; bizdeki aile hekimliği yasası gibi bazı ülkelerde aile psikoloğu yasası vardı.
peki, neydi bu depresyona giren insanların zoru?
neydi kişi başına düşen milli gelirin oldukça yüksek olduğu bu ülkelerde yaşayan insanların derdi?
evlerinin önünde lüks arabalar, havuzlar.. birbirleriyle biniyorlar, şakalaşıyorlar.
bizim ülkemiz insanı da aklından geçiriyor “benim de bir lüks arabam olsa, benim de bir havuzum olsa” diyor, “sayın başbakan bana niye almıyorsun, bizde niye yok?” diyorken hem de neydi bu kadar kederlenecek nedenleri?
yedikleri önlerinde yemedikleri de gözleri doysun diye yine önlerindeydi.
mutlu bir aile yaşantıları vardı belki.
hafta sonları evin babasıyla oğlu balık tutmaya giderdi,
evin annesi kızını “balkabağım” diye severdi.
iş yerlerinin asansörlerinde klasik müzik çalıyordu.
bir elleri alp dağlarındaki mor ineklerin sütünden yapılmış yağda öbür elleri baldaydı.
e peki bu insanlar ne diye depresyona giriyorlardı?
üzülmeleri için elle tutulur sebepleri var mıydı?
tabii ki hayır.
insan mutlu olma ihtimali arttıkça kendine mutsuzluk sebebi yaratır.
insan mutlu olma ihtimali arttıkça acıyı arar.
çünkü bu dünya düzeni acımızdan başka hiçbir şeyin bize ait olmadığını öğretti.
-kimse bir başkasının acısını dert edinmek istemez-
çalışıp didinip para biriktirip aldığımız arabanın, evin vergisini görünce anladık bunu.
kana kana içtiğimiz suyun faturasını ödeyince
sevdiğimiz bir insanı kaybedince içine girdiği tabuta para verince
dini inancı sorulmadan üzerinde “ruhuna el fatiha” yazan mezar taşının taksitini öderken
"muhtemel" kabir azabını çekeceğimiz yerin bile aslında bize ait olmadığını anladık.
zincirlerimizden başka kaybedecek bir şeyimiz yok derken
isyan edip de işkence görünce, ötekileştirilince, dışlanınca
bazı insanların aslında bizim kardeşimiz olmadığını anladık.
tam da sevmekle başlar her şey derken, sait faik okurken
sevgilimizin yalan söylediğini görünce sevginin de bizimle beraber olmadığını anladık.
ve işte o zaman elimizde sadece acımız kaldı.
ve insanlar acılarını onlardan almanızı asla istemezler.
çünkü hayatlarından acıyı çıkarınca geriye sadece koca bir hiç kalır.
hiç.
mutlu olma durumunun farkındalık ve sıradanlığıyla geçen günler silsilesi.
bu yüzden devletiniz, eşiniz, çocuklarınız, hocalarınız sizi ne kadar mutlu ederse etsin hep acıyı ararsınız.
eşiniz ne kadar yakışıklı, notlarınız ne kadar yüksek, yaşamınız ne kadar kaliteli, cüzdanınız ne kadar dolu olursa olsun siz hep
canınızı yakan eski sevgiliyi, haksız yere not kıran hocayı, fidel kastronun ölme olasılığındaki kübanın durumunu, açlıktan ölen afrikalı çocukları, devletin yanlış politikasını, çocuğunuzun sigara kullanmasını düşünüp kendinize dert edinirsiniz.
eğer önümdeki araştırmanın yapıldığı ülkelerden birindeyseniz de yoktan yere depresyona girer, tedavi görmeye psikologlara para sayarsınız.
ve ben bunları düşünürken solumda oturan yeditepenin tiki güzel kızlarından biri “çorabım kaçmış” diye hüzünleniyordu.
o da acının peşindeydi pek tabii.
ama o bunun bilincine sahip değil orası ayrı.
aslında bakmayın siz, en güzelini o yapıyor.
kafası rahat.

3 yorum:

  1. Bazen görüyorum ki insanlarda zengin faşizmi var. Oysa fakirlik kadar zenginlik de kişinin tercihinden bağımsızdır. Zenginse mutludur ama mutluluğunun kıymetini bilmez yoktan yere depresyona girer? Ben depresyonun artış oranının doğrudan ülkedeki insanların zenginliğiyle orantılı olduğunu düşünmüyorum, kendi çevremdeki depresyon geçiren insanlar zengin değil orta halli iyi halli fakat bilgili bilinçli. Ha tabi ne kadar para o kadar kitap o kadar kota o kadar sergi o kadar müzayede o kadar özgürlük..
    Yeditepede çorabın kaçan kız da zengindir fakat bizim gibi depresyona girmez hayatın anlamsızlığı üzerine.
    Amacı olmayan insan depresif olur ve bazı fakirlerin amacı fazla parayken onları nasıl kutsayabiliriz ki?

    YanıtlaSil
  2. yazmayı niye unuttun hacut? devam edeydin

    YanıtlaSil